Abhazya’nın Kısa Tarihçesi

Cumartesi, 28 Eylül 2013 22:15

 

Güney Kafkasya'nın batı yöresinde Kafkas Dağları ile Karadeniz arasında uzanan, dört mevsimi bağrında barındıran, kıyılarında subtropikal bitki örtüsü, dağlarında bembeyaz karları eksik olmayan bu masalsı diyara kadim çağlardan beri "Abhazya (Apsnı)"; insanoğlunun yeryüzüne ayak bastığı en eski çağlardan beri insanların yaşadığı bu ülke halkına ise "Abhaz (Apsuva)" denir.

Abask, Apsıl, Sanık ve Misimyan halklarından gelen ve 5.000 yıllık bir kültürün mirasçısı olan Abhazlar, ilk güçlü devlet örgütlenmesini M.S. 8. yüzyılda gerçekleştirdiler. 730 yılında kurulan Abhaz krallığı Doğu Karadeniz’in güçlü devletlerinden biri olarak yüzlerce yıl hüküm sürdü. 10. ve 11. yüzyılda Abhaz krallığı Batı Gürcistan’ı da içine alacak şekilde genişledi ve başkentini Novy Afon’dan, Kutaisi’ye taşıdı. Moğol istilası ile bu krallık yıkıldı ve Abhazlar yeniden eski topraklarında egemenlik kurdular. Arap, Pers, Bizans istilalarının ardından Abhazya 1455’de Osmanlı, 1810’da da kısmen Rusya’nın kontrolüne girdi. Tüm bu dönemlerde Abhazya’nın siyasi varlığı ve devlet yapısı özerk bir statüde de olsa hep devam etti.

Abhazlar 19. yüzyılın başlarında Kuzey Kafkas halklarıyla birlikte Çarlık Rusya’sının yayılmacı politikalarına karşı direnişe geçti. 1864’de biten savaş Abhazya’nın nüfus dengesini alt üst etti. 1866 yılında Abhazlar bağımsızlık uğruna tekrar silaha sarıldı ama ne yazık ki, buna güçleri yetmedi. Ertesi yıl Çarlık rejimi silah zoruyla, kalan Abhazların bir kısmını daha sürdü. Ülke iyice boşaldı. On yıl sonra Osmanlı-Rus Savaşını fırsat bilen Abhazlar bağımsızlık için tekrar silaha sarıldı. Bu kez ulus tamamıyla yok olma tehlikesi geçirdi. Abhaz halkının çok büyük bir bölümü Anadolu, Suriye, Balkanlar gibi yurdundan uzak diyarlarda sürgün konumuna düştü. Abhaz halkının bu duruma düşürülmesinde sadece Çarlık rejiminin yayılmacı politikaları değil, o zamanın Abhaz ileri gelenlerinin ve Osmanlı Devleti’nin yanlış kararlarının ve gerçeklikle bağı olmayan beklentilerinin de etkisi oldu. Sonuçta Abhazların çok önemli bir bölümü yurdundan koparıldı ve onlardan boşaltılan topraklara Gürcüler, Megreller, Rus ve Kazaklar yerleştirilmeye başlandı.

Emperyal Çarlık rejimini yıkan 1917 Sovyet İhtilali Kafkasya’yı da etkisi altına aldı ve Abhazya’ya yeniden egemen devlet olma şansı getirdi. Abhazya önce 1918 Mayıs’ında diğer Kuzey Kafkas Cumhuriyetleri ile birlikte konfederal yapıya sahip bir Dağlı Halklar Cumhuriyeti kurdu. Ancak Haziran ayında bu konfederal devlete katılan Abhazya, Gürcistan askerleri tarafından işgal edildi. Ardından bu işgalci kuvvetler püskürtüldü. 1921’de ise ileride Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni (SSCB) kuracak 11 eşit statüdeki devletten biri olarak, Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. 1922’de ise Abhazya ile Gürcistan iki ayrı egemen devlet olarak anlaşmalı bir sosyalist federal cumhuriyet oluşturdular.

SSCB’nin başına Stalin geçtikten sonra Abhazya, 10 yıldır devam eden cumhuriyet statüsü, 1931’de özerk cumhuriyet statüsüne dönüştürülerek Gürcistan’a bağlandı. Stalin-Beria ikilisi bu tarihten itibaren Abhazya’da Gürcüleştirme politikası başlattılar. İkinci Dünya Savaşı’nın kanlı yıllarında bile Abhazya’daki Gürcüleştirme politikaları hız kesmedi. Böylece Abhazların genel nüfusa oranı, 19. yüzyılda yaşanan sürgünlere rağmen 1900’lerin başında % 50’lerdeyken, 1940’larda % 25’lere, 1970’lerde % 18’lere geriledi. Buna karşılık Gürcü, Megrel, Svan nüfus oranı aynı 50 yıl içinde % 20’lerden % 45’lere çıktı. Stalin döneminde Abhaz politikacı ve aydınların önemli bir kısmı ya öldürüldü, ya sürgüne gönderildi, ya da hapsedildi. Abhazların mallarına el konuldu, Abhazca yazmak, konuşmak, okumak yasaklandı, Abhazca yer isimleri de değiştirildi.

1960, 70 ve 80’lerin başları Abhazya’da nispeten sakin ve huzurlu geçti. Ancak 1980’lerin sonuna doğru Abhazlar ve ülkeye sonradan yerleştirilen Gürcüler arasındaki etnik sorunlar tansiyonu artırdı. Sovyetler Birliği’nin yıkılması sürecinde 1989 ve 1990 yılında Gürcü iktidar organları 1921 ile 1988 tarihleri arasındaki tüm hukuki mevzuatı yürürlükten kaldırdı. Böylece Gürcistan ile Abhazya arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuki kararlar da geçersiz sayılmış oldu. Bunun üzerine Abhazya yönetimi Gürcistan’a çağrı yaparak, yeni dönemde Abhazya-Gürcistan ilişkilerinin nasıl olacağını görüşmek istedi. Çağrıların yanıtsız kalması üzerine Abhazya Parlamentosu, 25 Ağustos 1990’da egemenlik deklarasyonunu yayınladı.     

14 Ağustos 1992’de Abhazya Parlamentosu toplantısı vardı ama bu toplantı yapılamadı, çünkü aynı gün Gürcistan’a bağlı silahlı birlikler Abhazya’yı işgale başladı. Karadan, denizden ve havadan yapılan bir dizi saldırı sonucu Abhazya’nın Gal, Oçamçira, Sohum ve Gagra kentleri Gürcistan’ın eline geçti. Abhaz halkı, büyük lideri Vladislav Ardzınba önderliğinde bu saldırıya karşı direnişe başladı. Gürcistan’ın işgal eylemine sadece Abhazlar karşı durmadı. Abhazya’da yaşayan Ruslar, Türkler, Ermeniler, Rumlar ve Kazaklar da bu haklı direnişe katıldı. Abhazya’nın tarihsel kardeşi Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri Adiğey, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes, Çeçenistan, Osetya ve Dağıstan ile başta Türkiye olmak üzere Abaza, Adiğe ve diğer Kuzey Kafkas diasporasının bulunduğu Suriye, Ürdün gibi dünyanın pek çok ülkesinden gönüllüler bu direnişe katılarak, büyük destek verdiler. Bir yılı aşkın süren ve Abhazya’nın tamamını içine alan savaşın faturası çok ağır oldu. Yaklaşık beş bin Abhazya yurttaşı öldü, on binlercesi yaralandı veya sakat kaldı, şehirler, fabrikalar, okullar, hastaneler yıkıldı, tarım alanları kullanılamaz hale geldi. Yine de bağımsızlığını kanıyla kazanan Abhaz halkı, kendi küllerinden doğmak için azimle yoluna devam etti.

Abhazların zaferiyle sonuçlanan bağımsızlık savaşını takip eden uzun yıllar boyunca, o tarihlerde Gürcistan’ın da üyesi olduğu Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) tarafından 1996 yılından itibaren Abhazya’ya ağır bir ambargo uygulanmaya başlandı. Kara sınırları kapatıldı, denizden abluka uygulandı. Mandalina gibi en önemli tarım ürünlerinin ihracı ya engellendi, ya da kısıtlandı. Abhazya adeta bir açık hava hapishanesine çevrilmek istendi. Tüm bu akıl almaz baskılarla Abhaz halkına boyun eğdirileceği ve bağımsızlık iradesinin kırılacağı zannedildi. Ama zaman, bu hesabı yapanların yanıldığını ortaya çıkardı. 2006 yılından itibaren BDT üyesi Rusya Federasyonu, daha önce kısmen gevşettiği ambargoyu fiilen adım adım kaldırdı.

Gürcistan’ın 2008 yılında Güney Osetya’ya saldırması ile birlikte başlayan savaş, Abhazya’yı da hedef alan açıklamalarla yayılma eğilimi gösterdi. Rusya Federasyonu’nun, Gürcistan’ın askeri saldırısına yanıtı sert oldu ve 5 gün içinde savaş Rusya Federasyonu birliklerinin zaferi ile sonlandı. Bu savaşın sonucunda sadece Güney Osetya’daki Gürcü işgal birlikleri değil, Abhazya Kodor Vadisi’ndeki son Gürcistan askeri varlığı da temizlendi. 26 Ağustos 2008'de Rusya Federasyonu Abhazya ile G. Osetya’nın bağımsızlığını tanıdığını tüm dünyaya açıkladı. Ardından Abhazya ve Rusya arasında stratejik işbirliğinin temellerini atan birçok askeri ve mali anlaşma imzalandı. Ülkedeki güvenlik ve istikrar kaygıları büyük ölçüde giderilmiş oldu.

Rusya Federasyonu’nun ardından Abhazya’yı BM üye ülkelerinden 5 Eylül 2008'de Nikaragua, 10 Eylül 2009’da Venezuella, 15 Aralık 2009’da Nauru, 29 Nisan 2010’da Vanuatu, 29 Eylül 2011’de Tuvalu devletleri de resmen tanıdığını açıkladı. 2011 yılı itibarıyla Abhazya’yı tanıyan ülkeler bundan ibaret iken, uluslararası alanda tanınma çalışmaları ve lobi faaliyetleri halen sürdürülmektedir.

Uzun süren acılı ve sıkıntılı yılların ardından güvenlik ve istikrar konusunda ciddi gelişmeler sağlayan Abhazya Cumhuriyeti bugün, bağımsız devletin kurumlarının güçlendirilmesi, turizm, enerji, tarım, şu ve orman ürünleri vb. alanlardaki büyük zenginliklerini kullanarak iktisadi ve sosyal kalkınmanın sağlanması ile serbest seçimleri esas alan katılımcı bir demokrasinin inşası yolunda, mütevazı ama emin adımlarla ilerlemektedir.