Onlar Savaş Yaralarını Anavatanın Şefkatli Kucağında Sarıyorlar

Çarşamba, 23 Nisan 2014 09:08

 

Hepimizin bildiği gibi Abhazya Cumhuriyeti Suriye’deki savaş ortamında zor durumda kalan soydaşlarına kucak açtı ve onlara anavatanları Abhazya’da yeni bir yaşam imkanı sundu. 

Bu hikayeyi bir cümle ile sadece böyle anlatmak mümkün.

Ancak biz Suriye’den Abhazya’ya yapılan yolculuğun arkasında neler yaşandığını, bu zorlu yol hikayesini yaşama geçiren kahramanlardan biri olan İnar Gitsba’ya sorduk. Özellikle alçak gönüllü anlatımlarının satır aralarına girebildiğimiz yerlerde,  olayın birkaç cümleye sığmayacak kadar önemli yaşanmışlıklarının olduğunu gördük. Ve Abhazya Dışişleri Bakanlığı Türkiye ve Ortadoğu Masası’nın gençliğiyle kıyaslanamayacak denli tecrübeli, başarılı, dinamik Başkanı İnar Gitsba ile yaptığımız bu röportajı sizlerle paylaştık. Tarihe not düşülecek bu anlatımları ilgiyle okuyacağınızı ve bilmeyenlerle paylaşacağınızı düşünüyoruz.

 

Röportaj: Behice Bağ

 

- Öncelikle bilmeyenler için, başkanlığını yürüttüğünüz Abhazya Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye ve Ortadoğu Masası’nı bize anlatır mısınız?

- Abhazya Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye ve Ortadoğu Masası’nın görevi, Abhazya’nın bağımsız ve demokratik bir ülke olduğunu Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinde yaşayan halka anlatmak, Abhazya’nın pozitif imajının bu ülkelerde güçlenmesini ve yayılmasını sağlamak. Sadece Abazaların yaşadığı yerler değil, tüm Ortadoğu ülkeleriyle dostça ilişkiler kurmak istiyoruz. Abhazya sadece savaşlarla anılan bir ülke olmamalı, biz barışsever, sanatçı ruhlu insanlarız ve tüm dünyanın bizi böyle tanımasını istiyoruz.

Bu ülkelerden en çok Türkiye ile bağlantı kurduk tabii, orada kalabalık diasporamız var. Sonra Ürdün ve İran’la bağlantılarımız var. Birkaç yıl önce İran’dan bir heyet geldi buraya. Onlarla görüşmeler yaptık. Ülkemizde incelemelerde bulundular,  çeşitli geziler yaptılar.  Daha sonra Abhazya’dan İran’a da bir heyet gitti. Biliyorsunuz bizim İran’la tarihi ilişkilerimiz var, İran arşivlerinde Abhazya’yla ilgili çok sayıda belge-bilgi olduğunu biliyoruz. Bu anlamda özellikle bilimsel işbirliği bizim için çok önemli. Tarihi belgelerin Farsçadan çevrilmesiyle, bilinmeyen tarihi bilgiler bile ortaya çıkarılabilir diye düşünüyorum. 

Türkiye, Ürdün, Suriye ve Tunus’ta temsilcilerimiz var. 2014 yılında görev alanımızdaki faaliyetlerimizi geliştireceğiz.  Örneğin, Türkiye’de resmi ilişkilerin merkezi olan başkent Ankara’da da bir temsilcilik açma kararı aldık, şu an çalışmalarımız sürüyor. İstanbul’daki temsilciliğimizi de güçlendireceğiz…

- Abhazya Devleti ve özellikle Abhazya Dışişleri Bakanlığı en başarılı işlerinden birine imza attı ve Suriye’deki kardeşlerimizi savaş ortamından çıkarıp anavatanları Abhazya’ya getirdi. Bu zorlu transferle ilgili ilk çalışmalar nasıl başladı, anlatır mısınız?

- Suriye’de savaşa doğru giden olaylar başladıktan hemen sonra, Abhazya Cumhuriyeti yetkilileri kendi aralarında olası gelişmeler üzerine çeşitli senaryolar üzerinde görüşmeye başladı. Dışişleri Bakanımız V. Çirikba ile birlikte Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızla yaptığımız toplantılar sonunda, durumu yerinde görmek ve bilgi toplamak üzere küçük bir heyet olarak Suriye’ye gitmemiz kararı alındı. Durum değerlendirmemizi ve planlamamızı, bu yolculuktan sonra yapma kararıyla Şam’a hareket ettik.

- Sizce alınan bu kararı etkileyen unsurlar nelerdir?

- Onların içinde bulunduğu durumu, yakın tarihinde savaş yaşamış insanlar olarak en iyi bilen bizlerdik. Diğer yandan buradaki halk ve sivil toplum kuruluşları da oradaki kardeşlerimizin buraya getirmeleriyle ilgili talepte bulundular, sürekli takip ettiler ve “biz de yardımcı oluruz” diyerek bizi cesaretlendirdiler.

- Suriye’ye ilk gidişiniz nasıl oldu? Sizi etkileyen ne oldu? Orada savaşı hissettiren görüntüler var mıydı?

- Şam’a ilk gidişimdi.  Onlar çok uzakta olmalarına karşın Abhazya’yı biliyorlar, tanıyorlar ve o anda Abhazya’yla ilgili tek bağlantıları ben olduğum için bana merak ettikleri her şeyi soruyorlardı. Daha çok Abhazya’nın savaş sonrası durumunu sordular. Ambargo yıllarında neler yaşandığıyla çok ilgiliydiler. Sonraki soruları ise genellikle Abhazya’da yaşayacakları dil sorunu ve iş bulma olanaklarının olup olmadığıydı. Bu beni etkilemişti.

 İzlenen süreç,  Başbakanımızın ve devamında da Dışişleri Bakan Yardımcımız İrakli Hintba’nın kontrolü altındaydı. İlk gidişimiz Şubat 2012’de oldu. Soydaşlarımız nerelerde yaşıyorlar, kaç kişiler, tehlike altındalar mı, vatanlarına dönmek isteyen var mı, neler yapmayı düşünüyorlar gibi birçok soru vardı öğrenmek istediğimiz. Geri Dönüş Devlet Komitesi’nin ve Abhaz-Fed’in o dönemdeki başkanları ve ben, üç kişilik bir heyet halinde Şam’a gittik. Bizi Abhazya’nın oradaki temsilcisi Şeref Marşan karşıladı, Yaser Maan ile birlikte hep yanımızda oldular. Orada üç gün kaldık, durumu yerinde görme imkanımız oldu, bir sivil toplum kuruluşu olan Adige Xase’de görüşmeler yaptık ve bilgiler topladık. Bizim orada olduğumuzdan herkesin haberi olmuştu ve otelimize ziyarete geliyorlar, bizimle tanışıyor, sorular soruyorlardı. Herkesle görüşüyor, Abhazya’yı anlatıyorduk. Bizim de savaştan çıktığımızı, çok iyi imkanlar sağlayamayacağımızı ama onları vatanlarında görmekten çok mutlu olacağımızı, elimizden gelen yardımı yapacağımızı, soydaşlarımızın yanında olduğumuzu söylüyorduk.

Bu ilk gidişimizde etrafta bildiğimiz savaş görüntüleri yoktu ama gerginlik hemen hissediliyordu. Sokaklarda askerler vardı ve özellikle kamu binalarını korudukları görünüyordu, herkes tedirgin hareket ediyordu. Geri döndüğümüzde haftada veya on beş günde bir Başbakanlıkta toplantılar yaparak durum değerlendirmesinde bulunduk, neler yapabileceğimizi konuştuk.  

-  Orada savaş başlar, geri dönmeyiz, oradakileri de geri götüremeyiz gibi korkularınız oldu mu?

- Böyle düşüncelerimiz hiç olmadı. Tabii ki kötü şeyler olabilirdi ama bizim bir amacımız vardı, biz sadece oradaki kardeşlerimizin durumunu, onlara nasıl yardım edebileceğimizi düşünüyorduk. Onlara yalnız olmadıklarını, yanlarında olduğumuzu göstermek, “durum daha kötüleştiğinde sizin gidebileceğiniz bir anavatanınız var, kapımız size açık ve imkanlarımız ölçüsünde size destek olacağız…” mesajını vermemiz gerekiyordu. Çünkü onlar bize bunu yaptılar.  Abhazya savaş halindeyken bizi en çok destekleyen Kuzey Kafkasya’dan, Türkiye’den, Suriye’den gelen kardeşlerimiz oldu, karşılıksız yanımızda olduklarını hissetmek o zamanlar bize güç vermişti.

- Döndünüz ve değerlendirmeler yapıldı, kararlar alındı, sonra neler oldu?

- İkinci gidişimiz Nisan 2012’de oldu. Artık onları Abhazya’ya getirme planını uygulamaya geçirmek lazımdı. Tabii o zaman şartlar çok uygundu bunun için, çünkü Şam havaalanı henüz uluslararası uçuşlara açıktı. Buraya dönmeyi düşünenlere anket formları dağıttık. Formlarda nerede yaşıyorlar, aile bireylerinin sayısı, yaşları, eğitim durumları, meslekleri vb. çok sayıda genel ve kişisel sorular vardı. Doldurup bize geri verdiler. Sorulardan biri de “Abhazya’ya dönmeye ne zaman hazır olursunuz?” şeklindeydi. Hemen dönmek isteyenler olduğu gibi, 3 veya 6 ay sonra gelebilecek olanlar da vardı. Bu sorunun cevabına göre üç ayrı liste oluşturduk.

- Bu aşamada Rusya Federasyonu ile görüşmeleriniz oldu mu?

- Tabii ki. En azından Rusya sınırından geçmeden Abhazya’ya giriş yapamazlardı soydaşlarımız. Dışişleri Bakanlığımız Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı ile görüşmeler yaptı. Şam’a gittiğimizde Rusya Federasyonu büyükelçisi ile görüştük, çok samimi karşıladılar ve transferler sırasında çok yardımcı oldular. Örneğin, ilk grubun transit vizelerini hemen orada hazırlamaya başladılar…

- Listenize göre hemen dönmek isteyenler çok muydu? Bir de merak ediyorum, hangi dilde anlaştınız oradakilerle?

- Üç dilde anlaşabiliyorduk: Türkçe, Abazaca ve İngilizce. Bunlar yetmediğinde bilenler tercüme ediyorlardı söylenenleri.

Hemen dönmek isteyenlerin sayısı azdı. Bu onlar için çok zor bir karardı, anlıyorduk. İnsanların aynı şehirde bir başka semte taşınmaları bile problem oluyorken, onlar bütün hayatlarını, geçmişlerini geride bırakıp, hiç görmedikleri, anavatanları dahi olsa, dilini bilmedikleri yabancı bir ülkeye belki bir daha geri dönmemek üzere gidecekler ve hayata sıfırdan başlayacaklardı. Bu karar yetişkin insanların kendileri için olduğu kadar çocukları ve yaşlıları için de zor olacaktı. Diğer yandan savaş henüz dayanılmaz boyutlarda değildi ve insanların hâlâ umudu vardı.

Nitekim ilk transferi yaptığımız 5 Mayıs 2012’de Abhazya’ya sadece 35 kişi geldi. Şam-İstanbul-Soçi güzergahında direk uçuşla geldiler ve herkes için kolay oldu geliş. Kolay oldu diyorum, çünkü asıl zorluğu Şam havaalanı uçuşlara kapatıldığında yaşadık, üstelik savaş şiddetlendiği için gelmek isteyenlerin sayısı da artmış, yeni isim yazdıranlarla önümüzde uzun listeler oluşmuştu.

  

- Burada sormak istiyorum, listeden seçme yaptınız mı? Örneğin anket sonuçlarına göre olumsuz görüş bildirip buraya getirmediğiniz insanlar oldu mu?

- Hayır olmadı. Bizim için gelmeye hazır olmaları önemliydi. 35 kişilik ilk gruptan sonra 2-3 aile halinde parça parça gelenler de oldu, savaş hızlanmıştı. Şam’daki temsilcimiz Şeref Marşan bize sürekli bilgi aktarıyordu, durum daha da kötüleşti, havaalanı kapatıldı, önümüzde kalabalık listeler oluştu, burada Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile görüşmelerimiz sıklaştı. Şam’dan uçak kalkmıyordu ve oradakileri Abhazya’ya getirmeliydik. Görüşmelerimiz sonunda Lübnan’ın başkenti Beyrut’tan transfer kararı alındı. Şam’dan Beyrut’a karayoluyla gelinecek, Beyrut’ta anlaşacağımız bir havayolu şirketi ile Soçi’ye gelinecekti.

Birkaç görüşmeden sonra Beyrut’taki Middle East havayolu şirketiyle anlaşma imzalandı. Ama sorunlar bununla bitmedi. Uçağı charter olarak kiralamıştık, halledilmesi gereken birçok yasal prosedür, her iki havaalanında da alınması gereken izinler vardı... Ayrıca nakil sırasında çözülmesi gereken birçok sorun olduğunu da sonradan anlayacaktık. Örneğin,  bu şirketin Soçi’ye uçuşu hiç olmamıştı, pilotların bilmediği bir güzergahtı, bir rota belirlemek gerekiyordu. Ayrıca charter uçuşu olduğu için uçağın havada takibi gerekiyordu, bu da uluslararası bir sorun gibi görünüyordu. Diğer yandan Soçi’ye inen uçağın temizlenmesi, bakımının yapılarak tekrar uçuşa hazırlanması gerekiyordu. Bunun için ayrıca bir şirketle anlaşma yapılması ve başka izinler alınması gerekiyordu… Uçuş öncesi bu ve benzeri sorunları halletmek bizi geciktiriyordu. Bu arada savaş kötüleşiyor, soydaşlarımızın güvenliği tehlikeye giriyordu.

Bütün bunlar yaklaşık bir ay sürdü. Altını çizmek isterim ki bu aşamada Rusya Federasyonu’nun çok yardımları oldu. İki ülkenin Dışişleri Bakanları ve çalışanları bu sorunların çözülmesi için olduğu kadar, gelenlerin vizeleri, güvenlikleri gibi konularda da sürekli irtibat içindeydiler. İşbirliği ile bu şekilde Nisan 2013’de ve 6 Haziran 2013’de iki uçuş transferi gerçekleştirildi. Resmi veya sivil birçok insanın özverili çabalarıyla sorunlara rağmen kardeşlerimiz savaş ortamından çıkarılmışlar, güven içinde anavatanlarındaki yeni yaşamlarına başlamışlardı.

- Transfer sırasında en çok zorlandığınız bir olayı anlatır mısınız? İnsanlardan kaynaklanan sorunlar da oldu mu?

- Hatırlıyorum, Beyrut’tan ilk uçuşta havaalanında panik halindeydik hepimiz. Her şey planlı olmalıydı, saat 5’de uçağın kalkması lazımdı ve bunun için yolcuların saat 1’de havaalanında olmaları şarttı.  Sabah saatlerinde havayolu yetkilisi otelden beni aradı ve ‘’Soçi’de uçağı temizleyecek şirketten halen cevap alamadık uçağı kaldıramayız’’ dedi. Baştan beri her şeyi kontrol eden Dışişleri Bakan Yardımcısı İrakli Hintba’yı aradık, o da Rusya Federasyonu tarafını… Uçağın kalkışından 3 saat önce sorun ancak çözülebilmişti. Bunu niye anlatıyorum, her şey yolunda derken bile planlı, problemsiz, soğukkanlı yürümedi işlerimiz. Her an son dakika aksilikleri oluyordu. Örneğin, artık uçağa biniyordu ki,  son anda havayolu şirketi sorumlusu bu kadar yükü götüremeyeceğini söyledi. Diğer yetkililerle görüşmeler sonunda yolcularımız yanlarındaki bütün yüklerle binebildiler. İkinci uçuşumuzda yine son dakika problemleri oldu. Kısacası her an panik halinde ve stres içindeydik.

İnsanlardan kaynaklanan problemlerde oldu tabi. Biz elimizdeki isim listelerini Rusya Federasyonu’na, uçuş firmasına, güvenlikle ilgili birimlere, gümrük yetkililerine ve diğer gerekli yerlere önceden bildiriyorduk. Soçi 2014 olimpiyatları nedeniyle sıkı güvenlik denetimleri başlamıştı. Bu aşamada listelerde herhangi bir değişiklik yapmak çok zordu. Beyrut’ta uçuş kartlarının kontrolü sırasında liste dışında 8 kişi daha olduğunu gördük. Bunların daha önce Suriye’den Ürdün’e gelen 3 kişilik bir aile ve 5 bağımsız kişiden oluşan bir grup olduğunu anladık. Rusya Federasyonu yetkilileriyle görüşmelerden ve onların durumu iyi niyetle karşılamalarından sonra bu problemi de çözdük. Rusya Federasyonu çıkabilecek sorunları önceden iyi algılamış ve kolay atlatılması için ayrı bir geçiş noktası oluşturmuştu. Bu geçiş noktasında takılan kimse olmadı, herkesi geçirdiler. Bu transferlerle ilgili çalışan herkesin çok üst düzeyde efor sarf ettiğini belirtmem gerekiyor.  Şam’daki Adige Xase dediğimiz dernek de bunlardan birisidir. Biz Beyrut- Abhazya arasındaki transferi gerçekleştirdik ve bu denli sorunlar yaşadık.  Ama insanlarımızın savaş ortamından çıkarılıp otobüslerle onca kontrol noktasının arasında ülke sınırından geçirilerek Beyrut’a gelmelerini sağlamak da eminim ki olağanüstü zor bir işti. Örneğin, saat 1’de Beyrut’ta olmaları gereken yolcularımız saat 2’yi geçmesine rağmen ortada yoklardı. Aramızda telefon dahil hiçbir iletişim imkanı olmadığı için öylece beklemek zorundaydık. Saat 3 gibi gelebildiler, birçok aksilik yaşamışlardı. Hepimiz rahat bir nefes almıştık. Bunun gibi aksilikleri yaşamak kaçınılmazdı.

- Toplam kaç kişi geldi,  bu şekilde ve geri dönenler oldu mu?

- 5 Mayıs 2012 ve 6 Haziran 2013 arasında yaptığımız üç transferle toplam 500 kişi geldi ve şu anda burada yaşıyorlar. Sonradan kendi imkanlarıyla gelen az sayıda insan da oldu. 2013 yılında çeşitli sebeplerle geri dönmek isteyen 14 kişiye yardımcı olduk ve geri gönderdik. Bunlardan bazıları da işlerini halledip tekrar Abhazya’ya geldiler.

- Suriye’den Abhazya’ya geldiler, sonra neler oldu, şu anda ne durumdalar?

- Mayıs 2012’de ilk gelen grubu Sohum’daki Aytar Otel’e yerleştirmiştik. Sonradan diğerleri de bu gruba katıldı. Suriye’den transfer, otelde konaklama, yeme içme gibi yaşamsal ihtiyaçlarını Abhazya Devleti karşıladı.  

Diğer ihtiyaçlar konusunda sivil halktan ve özellikle sivil toplum kuruluşlarından önemli destekler gördük. Sık sık otele gidip kardeşlerimizle ilgilendiler, onlarla konuştular ‘’Yanınızdayız, merak etmeyin’’ diyorlardı.  Çocuklara oyuncaklar getiriyorlar, aralarında para toplayıp yardımda bulunuyorlar, Abhazyalı akrabalarıyla buluşturuyorlar, çevreyi gezdiriyor, kendi evlerine, köylerine götürüyorlardı. Çünkü buradaki sivil toplum kuruluşları, devletlerinin gücünün her şeye yetemeyeceğini biliyorlardı. 

İlk gelen 35 kişilik grupta çalışmak isteyenlere ilk 1 ayda iş bulundu. Anket formlarından okumuştuk, buna hazırlıklıydık. Her şeye yüzde yüz hazırlıklıydık diyemem ama mümkün olduğunca kardeşlerimizin bütün ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştık, hâlâ da devam ediyoruz. Gelir gelmez otelde açılan dil kurslarına başladılar. Şu anda otellerde kalan hiç kimse yok, hepsi kendi evlerine veya kiralık evlere yerleştirildiler. Tabi kiraları da devletimiz tarafından ödeniyor. Dil kurslarına da halen geri dönüş komitesinde devam ediliyor. Çocuklar ise İntarnat dediğimiz özel yatılı okula yerleştirildiler. Bu okul diğerlerinden farklı olarak diasporadan gelen çocukların adaptasyonu için özel eğitimi olan bir okul.  Çocuklar oraya alıştılar. Ben 3-4 ay sonra okula gittiğimde Abazaca şarkılar söyleyip, birlikte oyunlar oynamaya başladıklarını gördüm.

Şu anda Abhazya’nın değişik şehirlerinde yaşıyorlar, yeni vatanlarına alışıyorlar ve değişik semtlerde inşa halindeki daimi evlerinin tamamlanmasını bekliyorlar. Örneğin, Sohum’da Dranda, Macara ve şehir merkezinde yaşıyorlar genellikle, köylerde yaşamak isteyen 7-8 aile için Gudauta ve köylerinde evler alındı, orada yaşıyorlar…

- Burada yaşamaya devam edecekler mi, savaş bittiğinde geri dönmeyi düşünenler var mı, biliyor musunuz? Ve bundan sonrası için neler söyleyebilirsiniz?

- Suriye’de her şey düzeldiğinde dönmek isteyenler olabilir. Ama benim gözlemim, hepsi burayı sevdiler, özellikle çocuklar hemen alıştılar buraya ve geri dönmeyelim diyorlar ailelerine.

Dışişleri Bakanlığı olarak bu konuyla ilgili diplomatik anlamda bizim görevimiz tamamlandı diyebiliriz. Şimdi kardeşlerimizle öncelikli olarak Geri Dönüş Komitemiz ilgileniyor. Konut, iş, eğitim, dil, ekonomik ve diğer birçok problemlerle ilgileniyorlar.

- Altınpost olarak verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyoruz, başarılı çalışmalarınızın devamını diliyoruz.

- Ben de size teşekkür ediyorum ve Türkiye’deki tüm kardeşlerimize selam ve sevgilerimizi gönderiyorum...