Bu Maymunlar Uzaya Gittiler Gençlik İksiri İçtiler Hastalıkları İyileştirdiler

Perşembe, 05 Mart 2015 17:45

Bu maymunlar uzaya gidiyor, mucize iksirle gençleşiyor, hastalıkları iyileştiriyor üstelik  çok yakında kendi ormanlarında özgür de  yaşayacaklar. Nerede mi, tabii ki Canlar Ülkesi Abhazya’da… Ayrıntılar için bu çok ilginç röportajımızı mutlaka okuyun.

Abhazya’nın başkenti Sohum’da bulunan ve halk arasında “Maymun Bahçesi” olarak bilinen, diasporadan gelenler için ise sadece kafeslerdeki çok sayıdaki maymunu izlemeye gidilen hayvanat bahçesi benzeri  tesis  aslında, Dünya çapında bilinen bir bilimsel araştırma ve eğitim merkezi. Tam adı ise “Abhazya Bilimler Akademisi-Bilimsel Araştırma Deneysel Patoloji ve Tedavi Enstitüsü”.

Sovyetler Birliği zamanında 4000 maymunuyla dünyanın en büyük primatoloji merkezi ünvanını uzun yıllar elinde tutan bu enstitüyle ilgili merak ettiklerimizi Enstitü’nün yöneticisi Zurab Mikvabiya’ya sorduk. Mikvabiya altı yıl önce bu merkezde yönetici olarak çalışmaya başlamış.  Aslında tıp doktoru ve daha önce Sohum’da bir hastanede travmotoloji bölüm başkanı olarak çalışıyordu.

Röportajı sizler için Altın Post editörlerinden Behice Bağ (Bagba) yaptı.  Röportajın gerçekleşmesindeki katkılarından ötürü  Abhazya Dışişleri Bakanlığı Türkiye ve Ortadoğu Departmanı’na, özel olarak da İrakli Buava'ya teşekkür ederiz.

- Enstitünüzün tarihçesi ve çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?

- Merkezimizin çalışmalarıyla ilgili zaman zaman halka bilgilendirmeler yapıyoruz. Burası özellikle 92 savaşına kadar kendi alanında dünyanın en itibarlı ve başarılı bilimsel araştırma merkezlerinden biriydi. Kurulmadan önce nerede kurulması gerektiğiyle ilgili araştırmalar yapıldığını, özellikle Azerbaycan, Batum ve Sohum üzerinde durulduğunu, en son Sohum’da kurulmasına karar verildiğini biliyoruz. Enstitümüzün kuruluşu 1927 yılında gerçekleşti. Etiyopya’dan getirilen 4 adet maymun ile çalışmalara başlandı. Sohum tercihinin bir nedeni de, seçenekler arasında Etiyopya iklimine en uygun yer olması olmasıydı. Kuruluşundan itibaren tıbbi primatoloji araştırmalarına başlandı. Amaç, maymunlar üzerinde tıbbi deneyler yapıp bunların sonuçlarından insanların yararlanmasıydı. Çok sayıda çalışma gerçekleştirildi. Halen de faaliyetlerimiz devam ediyor. Araştırmalarımız sonuçlandığında ve onaylandığında ilaç sanayii ile de paylaşıyor ve gerektiğinde birlikte çalışmalar yapıyoruz.

Savaştan önce Sohum merkezimizde 1500 maymun vardı. İleride, Tamış köyü yakınındaki bölümümüzde ise 2500 maymun vardı. Ayrıca buraya bağlı olarak çalışan Adler’deki enstitüde de benzer çalışmalarımız devam ediyordu. Ama asıl bilimsel üretim merkezi burasıydı. Maymunlarımız maalesef 1992 yılındaki savaştan çok kötü etkilendiler. Savaştan önce doğaya bıraktığımız maymunlarımız yok oldular. Savaş sonrasında ancak 200 maymun kalmıştı, şu anda bu sayı 530’a ulaştı.

Bu enstitüyü dünyaya tanıtan asıl olay ise, Sovyetler Birliği döneminde uzaya gönderilen 8 maymunun buradan gitmesiydi. Hepsi sağlıklı olarak geri döndüler. Bu maymunlar doğumlarından itibaren uzaya hazırlandılar, alt yapıları, sağlıkları, alışkanlıkları vb. her şeyleri ile bizim laboratuvarlarımızda yetiştirildiler. Merkezimiz bu başarılarıyla dünya çapında takdir gördü ve birçok ödüller, madalyalar aldı.  Şu anda merkezimizde bakıcılar ve işçiler dahil 229 kişi çalışıyor.

- Burada bulunan bir ilaç veya ilk defa tanımlanan bir hastalık oldu mu?

- Özellikle enfeksiyon alanındaki sayısız patolojik araştırmalar sonunda bazı hastalıklar tespit edildi ve hangi metotlarla tedavi edileceği konusunda deneyler yapıldı. Bu tür hastalıkların zamanla maymunlardan insanlara geçebilme riski vardır. Örneğin Ebola’nın bu tür bir hastalık olma ihtimali çok yüksektir. Bu nedenle bu araştırmalar sonucu bu tür hastalıkları önceden tanıma ve önlem alma olanağımız oldu.

Ayrıca OSPA adında ciddi bir hastalık araştırıldı ve ilk kez ilacı burada yapıldı. Bu ilaç maymunların böbreklerinden elde edilen etken maddede kullanılarak geliştirildi.

Diğer önemli bir olay ise dünyada canlılar üzerinde ilk kalp nakli burada, maymundan maymuna yapıldı. Bu önemli olay, insanlararası ilk kalp naklini gerçekleştiren Güney Afrikalı Dr. Bernard’dan öncedir ve tarihi önemi vardır. Kalp nakli yapılan maymunları bir süre yaşatmayı başardık.

Bunun dışında genellikle teknik ve taktik araştırmalar ile onkolojik araştırmalara ağırlık verildi. Bu merkezde bahsettiğim konularda dünyanın dört bir yanından konusunda uzman bilim adamları geldiler, araştırmalarını burada yaptılar ve deneyimlerini ülkelerine götürdüler. Örneğin; Amerika’da burada gidip çalışmalarına orada devam eden bir grup bilim adamı sonradan  ABD’de bizim enstitümüzün bir benzerini açtılar.

- Bu merkezle ilgili özellikle Batı basınında  zaman zaman bilim kurgu filmlerini çağrıştıran hikayeler anlatılıyor, bunlar hakkında bir şeyler söyler misiniz?

- Evet, bu söylentileri bizde çok dinledik. Prof. İvanov’un insan ile maymun vücudunu birleştiren deneyler yaptığı dilden dile söylenen bir hikayeydi. Ancak dönemin yöneticileri söz konusu deneylerin bu merkezde yapıldığını hiçbir zaman onaylamadılar. O dönemde dünyanın birçok ülkesinde bu tür deneyler yapıldığı söyleniyordu, herhangi bir yerde yapılmış olabilir. Nitekim 1956 yılında bu merkezin yöneticisi olarak göreve başlayan ve çok uzun yıllar bu görevde kalan Lapin Boris Arkadieviç de bu iddiaları reddetmişti. Söylentiler sadece efsane olarak kaldı.

- Savaş sonrasındaki imkansızlıklara rağmen merkezi yaşatmak nasıl başarıldı?

- Özellikle son 20 yıldır merkezimizin durumuna ve yaptığımız çalışmalara değinmek gerekiyor. Savaştan sonraki zor yıllarda her şeye rağmen merkezimizin eski formuna kavuşması için çalıştık, eski ilişkilerimizin mümkün olduğu kadar kurmayı başardık. İlk olarak Moskova, St. Petersburg ve Novorosisk’deki önemli araştırma enstitüsü partnerlerimizle tekrar irtibata geçtik. Moskova’daki Gamaley enstitüsüyle birlikte, çocuklarda enfeksiyona neden olan picturis bacteria ile ilgili çalışmalar yaptık, 2 yıldır devam ediyoruz. Sevindirici sonuçlar aldığımızı söyleyebilirim. Almanya’nın Leipzig üniversitesi ve Moskova’daki bir klinikle birlikte, üçlü olarak lenfoma üzerinde araştırmalara başladık. Leipzig üniversitesi bize bu konuda patent ve araştırma yetkisi verdi. Bu araştırma teklifini biz yaptık ve hayvanlar üzerinde yaptığımız deneylerin sonuçlarını ve bulduğumuz tedavi yöntemlerini onlarla paylaştık.

Ayrıca lenfoma hastalığı taşıyan bir tavşan üzerinde bir ilaç denedik. Hastalığın o evresinde ortalama bir ay olan yaşam süresini, 6 aya uzatmayı başardık. Bu çok etkileyici ve önemli bir gelişmeydi.  Bu tür araştırmalarda özellikle doz ayarı yapabilmek sıkıntılı bir süreçtir. Maalesef çok masraflı olan bu araştırmayı finans sıkıntılarımız nedeniyle durdurmak zorunda kaldık. Kaynak bulduğumuzda devam edeceğiz.

- Altınpost sitesinde geçtiğimiz günlerde, merkeziniz kaynaklı bir gençlik iksirinin haberini vermiştik. Bu konuda gelişmeler oldu mu?

- Gençlik iksiri veya gençlik hormonu olarak da bilinen DHEA (Dehidroepiandrosteron) hormonunu insan organizması 50 yaşına kadar kendiliğinden üretiyor. Sonra üretim yavaşlıyor. Yaptığımız deneyler gösterdi ki, bu hormon maymunlarda vücuda dışardan verildiğinde de organizmayı gençleştiriyor, erkeklerde cinsel gücü arttırıyor, gözle görülür şekilde gençleşme sağlıyor.

Gençlik araştırmaları dünyanın birçok yerinde yapıldı. Bu hususta en kritik nokta dozaj ayarlaması. Moskova’daki endokrinoloji merkezi ile birlikte yürüttüğümüz doz ayarlama çalışmalarında, laboratuvar ortamında yaşlı maymunlara bu hormondan uygun dozlarda verdiğimizde, vücut fonksiyonlarının ve reflekslerin orta yaşa döndüğünü gördük. İlaç vermeyi kestikten bir yıl sonra dahi durumlarını korudular, yani sağlıkları düzgündü ve ilacın etkisi kalıcıydı. Bunları, sürekli yaptığımız analizler, elektrokardiyogramlar ve diğer tetkiklerle kontrol ettik. Örneğin; maymunların tüyleri de insanlarınki gibi yaşlandıklarında dökülüyordu. Denek maymunların tüyleri tekrar çıktı ve sağlıkları düzeldi. Elde ettiğimiz sonuçları çeşitli bilimsel konferanslarda paylaştık.  Bu konuda araştırmalarımız devam ediyor, özellikle bilim insanı bir öğrencimiz konuyla ilgili ayrıntılı bir tez hazırlıyor. Amerika’da da benzer bir ilacın tablet halinde satışa sunulduğunu, ancak pek sonuç alınmadığını biliyoruz. Belki de sadece hayvanlar üzerinde etkili bir ilaç. Ötr yandan biz maymunlarda bu hormonun Hepatit B ilacıyla birlikte kullanıldığında, ilacın etkisini daha da arttırdığını  da tespit ettik.

- Yine Altınpost haber sitemizde, bir grup maymunu doğaya bırakacağınızı duyurmuştuk. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

- Maymunların tekrar doğaya bırakılması dünyada ilk kez merkezimizce yapıldı. 1977’de Paviyani Ganat cinsi maymunlar Gumısta nehri yakınlarında 20 kilometrelik bir alanda doğaya bırakıldılar ve 1992 savaşına kadar yaşadılar. Daha önce de dediğim gibi savaşın etkisi ve o yılki ağır kış koşulları birleşince maalesef hepsi yok oldu.

Bugün aynı şeyi tekrar yapacağız. Aynı bölgede, ancak bu kez 100 hektarlık bir alanda, 30-50 kadar maymunu doğaya bırakacağız. Bu bölge nehir kenarında, nehrin maymunların geçemeyeceği doğal bir sınır işlevi var ve tarıma uygun olmayan engebeli bir arazi.  Maymunlar sudan korkuyorlar ve migrasyon konusunda yavaşlar, yani fazla yayılmıyorlar. Tabiatta olan her şeyi yiyorlar, yaprak, böcek vb. Ama biz bölgeye bağlanmaları için geçiş döneminde onlara günde bir kez yemek vereceğiz.

Doğada özgür şekilde yaşayan hayvanlar daha sağlıklı üreyebiliyorlar. Onları doğal ortamlarında takip etmek, gözlemek araştırmalarımıza yeni bir boyut katıyor. Ayrıca araştırmalarımız için daha sağlıklı denekler, dolayısıyla daha doğru sonuçlar elde etme imkanımız oluyor.

Konu yabancı bilim adamlarının ve medyanın da ilgisini çekiyor. Bunun onlar için ilginç olan tarafı, Abhazya’nın ikliminin aslında sıcak iklime alışık olan maymunların yaşamasına tam olarak uygun olmaması, buna rağmen maymunların yaz-kış doğada kendi hallerinde yaşayabilmeleri. Merkez olarak biz hazırız, hatta bütçe sorununu aşarsak  Mayıs-Haziran aylarında bile yapabiliriz bunu

-Verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkür ederiz. Gelişmelerle ilgili tekrar görüşmek isteriz.

- Ben de isterim. Enstitümüze gösterdiğiniz ilgi için ben de size teşekkür ederim.