Adnan Özveri: "Sümer'in Şifreleri" Kitabı Batılı Egemen Söyleme Karşı Bir Manifesto

Pazar, 21 Haziran 2015 16:42

Sohum'da yaşayan Abaza asıllı yazar Adnan Özveri ile, geçtiğimiz günlerde okuyucuyla buluşan ve ilgiyle karşılanan mitolojik romanı "Sümer’in Şifreleri" üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Kitap, Abhazya'daki halen kullanılan yöre, nehir ve bölge isimlerinin, mitolojik Sümer'deki hayret verici benzerliğinden yola çıkılarak kurgulanan mitolojik tanrıların görsel şöleni gibi. 470 sayfa olarak Kalkedon Yayınevi'nden çıkan kitapta, bir yandan tanrılardan insana mistik ve sürükleyici bir olaylar dizisi yaşanırken, satır aralarında sık sık insanlığa yön veren en eski medeniyetin unsurları olarak Kafkasya, Kafkas kültürü ve tanrılarından, mitolojik Sümer'in önemli bir unusuru olduğu söylenen Türkmen obaları ve şamanizme fantastik geçişler yapmak mümkün.  Kitabın yazarı Adnan Özveri'nin anlattıklarını ilgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz:

 

Altınpost:  Biz sizi tanıyoruz ama Altınpost okurlarının da sizi daha yakından tanıması için kendinizden ve yazarlık yaşantınızdan söz eder misiniz?

Adnan Özveri: Yazarlık serüvenimi kısaca özetleyecek olursam;  yazmaya ve yazarlığa Üniversite yıllarında siyasi dergilerde ve yerel gazetelerde yazmakla başladım. Daha sonra 1985 Yılında Varlık dergisinde şiir ve öykülerim yayınlandı.  Aynı yıl Gırgır adlı mizah dergisinde mizah öykülerim çıktı. Ama bu dönem çok kısa sürdü. Bir süre sonra bazı özel nedenlerden, o zamanki dergi yöneticilerin devam etmem konusundaki ısrarlarına karşın,  yazın hayatını bıraktım ve 2000 yılına kadar hiçbir edebiyat ya da mizah dergisine şiir ve öykü göndermedim.  Ancak 2000 Yılında Nart Dergisi’nin yayın kuruluna girince bir bakıma yazarlığa yeniden yaklaştım. Ardından 2003 yılında arka arkaya Alev ve Eylül yayınlarından üç mizah kitabım yayınlandı. Özellikle Üniversite sınav sistemini mizahi yoldan eleştiren  “Kapı Gibi ÖSS Soruları” basında geniş yer bulunca bende bir anlamda yazarlığa başlamış oldum. Daha sonra yakın çevremin de yönlendirmesiyle çocuk edebiyatına yöneldim ve bugüne kadar kırkın üzerinde çocuk öykü ve romanım yayınlandı. Bir çocuk öykümü de Milli Eğitim Bakanlığı Türkçe ders kitaplarına aldı.

Altınpost: Anladığımız kadarıyla siz çocuk edebiyatıyla ilgileniyorsunuz. Peki, Mitoloji nerden çıktı ve neden Sümer Mitolojisi?

Adnan Özveri: Bu soruyu ikiye ayırıp da birinci kısma mizahi bir yanıtla başlayacak olursam, mitoloji bizim biraz aile mesleğimiz gibi bir şey. Büyük abim Ümit Özveri uzun yıllardır mitoloji araştırmalarıyla uğraşıyor. Mısır, Hati-Hitit, arkaik dönem Anadolu, Ege- Akdeniz ve Sümer uygarlıkları konusunda bence bu alanda birkaç yetkin isimden biri. Aslında bilenler bilir ki bu saydığım alanların hepsi ayrı bir uzmanlık alanı. Ama bir insanın gün yirmi dört saati nerdeyse sadece bu konularla geçiyorsa bu alanların hepsinde de anlamlı söz söyleyebilmesi olası; kaldı ki bu saydığımız uygarlıklar birçoklarının sandığı gibi öyle bir birbirinden bıçakla kesilir gibi ayrılmış değiller, tam tersi, biri diğerinin ardılı ya da öncülü. Nitekim kimi alan dışı araştırmacılarının bu öngörüleri de günümüzde büyük ölçüde kabul görmeye başladı.

Hal böyle olunca, yani elinizin altında faydalanacağınız böyle bir kaynak olunca, bana da bunu kullanmak düştü. Sanırım, sorunun birinci kısmını bu şekilde yanıtlamış oldum. Şimdi ikinci kısma geçecek olursam: Neden Sümer?  Sümer bence her şeyin ilki. İlk şehir devletleri Sümer’le başlamış, İlk kez krallık gökten yere Sümer’ de inmiş, yazı ilk kez Sümer de görülmüş. Dolaysıyla bende mitolojik romana Sümer’le başladım.

Altınpost: Bu romanda siz Sümer uygarlığını, “Kafkas klanlarıyla, Orta Asya’dan gelen Türkmen kabilelerin oluşturduğu uygarlık” olarak niteliyorsunuz. Bu sonuca nasıl varıyorsunuz?

Adnan Özveri: Evet, tam da öyle diyorum. Sümer gerçekten de bu halkların eseri, ama sadece onların değil, Samileri de katmak lazım. Ancak bu kitap Sümer öncesi dönem olduğu için sadece Kafkas halkları ve Türkler var. Diğer halkları ikinci ciltte ele almayı düşünüyorum.

Bu sonuca nasıl ulaştığıma gelince: Batılı ülkeler,  bundan yaklaşık 100- 150 yıl önce, sömürgeler üzerindeki egemenliklerini sürdürüp pekiştirebilmek için yeni bir tarihsel anlayışa ve kültüre sarıldılar. Buna göre, şimdiye kadar dünya da gelmiş geçmiş bütün uygarlıklar Batılı üstün insanın esiydi. Batılı üstün insan, ataları Yunanlılar aracılığıyla bu uygarlıkları yaratmış, şimdi de kendileri bu Ari ırkın torunları olarak bugünkü modern uygarlıklarını kurmuşlardı. Bu teoride diğer halklara hiç yer yoktu. Onlar sadece Ari ırkın paryalarıydılar. Uzun süre bilim tarihini bu safsatayla idareden Batılı egemenler, Sümer uygarlığının bütün görkemiyle gün yüzüne çıkarılmasıyla büyük bir darbe almış oldu. Önce tarihin başlangıcı sayılan Sümer’i de kendilerine mal etmek istediler ama bu yaklaşım yine Batılı dürüst aydınlarca engellenince büyük bir sessizliğe gömüldüler. Oysa Sümer tarihin başlangıcıydı, o olmadan insanlık tarihi yazılamazdı. Peki, Sümer,  Batılı üstün insanın değilse kimin eseriydi? Aslında, öteden beri Sümerlerin kimler olduğu ve günümüz halklarıyla olan ilişkileri alan dışı birçok bağımsız araştırmacı tarafından söylemiyor değil. Ama arkaik uygarlıkların izini sürebilmek, bu uygarlıkların günümüzle bağlantısını kurabilmek,  pozitif bilimler gibi net ve açık olarak hemen ortaya konulamıyor. Bu çalışmalar uzun süreli ve bir birini destekleyen uğraşlar sonucu elde ediliyor. Hele her şeyi kendi mecralarına akıtmak isteyen Batılı ülkeler ve onların yerli taşeronları da işin içine dahil olunca süreç daha da karmaşıklaşıyor. Eğer ben, 2010 Yılında Abhazya’ya gelmesem ve burada yaşamaya başlamasam bu sorunun yanıtı benim için de çok kolay olmayacaktı.  Evet, belki, iyi bir mitoloji okuru olarak bazı parçaları kendimce yerli yerine koyacak ve birçok aydın gibi her şeyin  “Batılı üstün insan”ın eser i olmadığını sezip anlamakla yetinecektim. Ama hiçbir şeyi bu kadar açık ve net göremeyecek, sezgilerimi temellendiremeyecek,  dolaysıyla bu kitabı da yazamayacaktım. Abhazya’ya geldim, gördüm ve bu kitabı da yazdım. Artık, şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Sümer adındaki bu muhteşem uygarlık, ağırlıklı olarak Kafkas klanları ve Türklerin oluşturduğu bir uygarlıktır.

Burada ne gördüğüme ve bulduğuma gelince: Sümer'deki bölge, yer ve tanrı isimlerinin Abhazya’daki yer, bölge ve tanrı isimleri ile birebir çıkıştığını gördüm.  Bu müthiş bir şeydi. Zaten Sümer uygarlığının Türkmen obalarıyla bağlantısını biliyordum. Burada yapbozun geri kalan eksik yanları tamamlanmış oldu ve böylelikle bu roman ortaya çıktı.

Altınpost: Siz bu kitabınızla okura Sümer mitolojisini romanlaştırıp anlatmış mı oluyorsunuz?

Adnan Özveri:  Hayır, ben kesinlikle öyle bir şey yapmıyorum.  Sümer mitolojisi, zaten Sümerler tarafından yazılmış ve tabletlerde duruyor. İsteyen onu alır, okur.  Ben, şifre olarak sunduğum yer ve bölge isimlerinden hareketle Sümer’in Kurnaz Tanrısı Enki’yi konuşturuyorum. Ve Sümer uygarlığının kuruluşunu, yazı öncesi karanlık dönemi, insanın yaradılışını, tanrıların savaşlarını, tarihteki ilk köylü ayaklanmalarını onun ağzından anlatıyorum. Sümer de Enki figürü öylesine önemlidir ki, size şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Enki bugün bütün dinlerde hala yaşamaya devam ediyor.

Altınpost: Okura söylemek istediğiniz son bir şey var mı?

Adnan Özveri:  Okura son olarak şunu söyleyeyim: Bu kitap bir araştırma eseri, akademik bir çalışma değil. Sonuçta bu bir roman. Ben ne kadar gerçeğe yakın durmaya çalışsam da gerçek nerede biter, hayal nerede başlar, bu da biraz okurun anlayışına kalmıştır, diye düşünüyorum. Bitirmeden son bir şey daha ekleyeyim. Bu kitap, aynı zamanda bir manifesto.  Bütün uygarlıkların Batılı üstün insanın eseri olduğunu iddia eden emperyalist- sömürgeci görüşe karşı bir manifesto. Okurun bu kitabı bütün bunları da düşünerek okumasını istiyorum...