Abhaz Efsaneleri

Cumartesi, 28 Eylül 2013 22:36

 

Abhazya’nın Abhazlara Verilmesinin Hikayesi

 

Tanrı Dünya’yı milletler arasında pay etmeye karar verir. Böylece herkes kendi yurdunu bilecek ve onu gözetecektir. Tanrı bu kararını melekleri aracılığı ile tüm milletlere bildirir. Saptanan dağıtım gününde herkes gelmiştir ve tüm milletlere toprak dağıtılır. Sadece Abhaz bir gün gecikmeyle, Tanrı’nın huzuruna çıkar.

“Ben” der Abhaz utangaç bir sesle,  “Söz verdiğiniz toprağı almak üzere gelmiştim...”

“Ama toprakları dün dağıttım. Peki, sen neden dün gelmedin?”

“Gelemedim. Misafirim vardı ve onu bırakamazdım.”

Tanrı Abhazın bu yanıtından ziyadesiyle etkilenir, çünkü misafire kendi emaneti olarak bakılmasını emreden O’dur. Bu şekilde Abhaz Tanrı’nın affına mazhar olur.

“Aslında bütün toprakları dağıttım. Ama yaptığın olumlu davranış yüzünden seni de yurtsuz bırakamam. Bu nedenle sana kendim için ayırdığım küçük ama cennet parçası gibi bir ülke vereceğim. Bu dağlarla deniz arasında bir ülkedir. Adıyla yaşasın. Sana emanettir ve onu sakin cehenneme çevirmeyesin.”

Efsaneye göre o gün bugündür Tanrı cennete yaşar ve Abhazya hem Abhazların yurdu hem de Tanrı’nın dünyadaki dinlenme köşesidir.

 

Mavi Göl Efsanesi

 

Bir efsaneye göre Mavi Göl’ün olduğu yerde eskiden bir mağara varmış. Bu mağarada yüz yaşında ihtiyar bir adam yaşarmış. Bembeyaz sakalı neredeyse yerlere kadar uzanır, olağandışı mavilikteki gözlerinden bilgelik ve nezaket yayılırmış. Bu ihtiyar bilge aynı zamanda eski zamanların en namlı avcısıymış da. Yaşlanınca insanlardan uzaklaşıp doğa ile baş başa kalmak için bu mağarada inzivaya çekilmiş. O bölgede avlanan avcılar sık sık onun yanına uğrar, dağ patikaları, hayvanların çeşitli davranışları ve onların olası  avlanma yerleri hakkında tavsiye alırlarmış. Bu faydalı tavsiyeler sayesinde avları rast giden avcılar eve dönerken ihtiyar bilgeye avladıkları hayvanların postları ile bir miktar et bırakmayı da ihmal etmezlermiş.

Bir gün kötü bir havada bir kaç yabancı, ihtiyar bilgenin mağarasına sığınmak ve geceyi orda geçirmek için ondan izin isterler. İhtiyar bilge onları konukseverlikle büyür edip onlara adeta bir keşiş gibi hizmet eder ve yatacak yer gösterir. Misafirlerine yatmak için hazırladığı rahat döşekler, yerel avcıların ona hediye ettiği hayvan postlarından yapılmıştır. Bu birbirinden değerli yaban sığırı, ayı, geyik ve karaca postlarını gören açgözlü misafirlerin gözü döner ve bu postları gasp etmeye karar verirler. Hiç acımadan ihtiyar bilgeye kıyarlar ve tüm postları yanlarındaki torbalara doldurmaya başlarlar. Ne var ki, ihtiyar bilge çok sevildiği için hediye edilen post çoktur.  Dolaysıyla toplanacak olan post da sayısı da bir hayli fazladır. Açgözlü caniler tam son postu da torbaya koymuşlardır ki, aniden yerden güçlü bir kaynak fışkırır ve mağaranın her tarafını bir anda sular kaplar. Katiller kapana kısılmıştır. Bir süre sonra da boğulup giderler. İşte böyle ortaya çıkmıştır Mavi Göl. Efsaneye göre ihtiyar bilgenin bedeni hiç bozulmadan Gölün tabanında hâlâ yatmakta ve açık kalan gözleri, bu Göle o olağanüstü mavi rengini vermektedir.

 

Ritsa Gölü Efsanesi

 

Bir efsane der ki “Bir zamanlar Ritsa Gölü’nün yerinde bir vadi ve onun içinden akan bir ırmak varmış. Bu vadinin masalsı yamaçlarındaki meralarda, dünyalar güzeli bir kız yaşarmış. Adı Ritsa olan bu kızın Agepsta, Atsetuk ve Psegishi adında üç erkek kardeşi varmış. Erkek kardeşleri gündüz ormanda avlanır, akşam olunca da kulübede toplanırlarmış. Ritsa onlara yemekler hazırlar ve şarkılar söylermiş. Bir gün ne olmuşsa olmuş, genç delikanlılar uzak bir dağa avlanmaya gitmişler ve akşam dönmemişler. Ertesi gün de bir haber çıkmamış. Ritsa onları çok özlüyor ve bir an olsun gözünü yoldan ayırmıyormuş. Bir yandan da kardeşlerine duyduğu hasreti büyüleyici sesiyle şarkılara döküyormuş. Ne yazık ki onun bu güzel şarkılarını Gega ve Yupsara adında iki orman eşkiyası duymuş. Bu iki haydut sesi takip edip kulübenin yakınına gelince Ritsa’yı görmüş ve onu kaçırmaya karar vermişler. Yupsara onu kaptığı gibi atının terkişine atmış, Gega ise onu bir örtü ile örtmüş. Ritsa’nın yürek parçalayıcı yakarışları, nihayet avdan dönmekte olan kardeşlerine ulaşmış. Psegishi haydutlara dev bir kılıç fırlatmış. Ne var ki isabet ettirememiş. Fakat nehre düşen kılıç nehrin yatağını kapatmış. Yolu kesilen su hızlıca vadiyi doldurmuş ve Göle dönüşmüş. Yine de yetişen yardım Ritsa’ya güç vermiş ve son bir çabayla onu kaçıran haydutların elinden sıyrılıp attan atlamış. Fakat dengesini sağlayamayıp yeni oluşan Gölün içine düşmüş. Erkek kardeşleri ne kadar uğraştılarsa da onu kurtarmayı başaramamışlar. Ritsa Gölün içinde kaybolmuş. Bunun üzerine kız kardeşlerinin intikamını almak için haydutların peşine düşen erkek kardeşlerden Psegishi, Yupsara’yı yakalamış ve onu da Gölün içine atmış. Ne var ki Gölün suları bu rezil haydudu içine almamış ve onu fırlatmış. Akan bir suya kapılıp denize doğru sürüklenen Yupsara’ya yardımcı olmaya çalışan arkadaşı Gega da başarılı olamamış ve o da aynı suya düşüp, aynı feci sonu paylaşmış. Bu korkunç trajedinin ardından artık adına Ritsa denen bu Gölü çevreleyen yüksek dağlara çıkan erkek kardeşler, hayattayken ona sahip çıkamamanın verdiği pişmanlıkla, sonsuza dek o zirvelerde ayakta dikilir, en azından kız kardeşlerinin gölde huzur içinde yatması için nöbet beklerlermiş.