Sohum'un Büyülü Atmosferi

Cuma, 20 Aralık 2013 15:33

 

Sohum üzerine-sevgiyle...

Andrei Ryabov

Eski Sohum –seramik, granit kaplı evleri ve devrim öncesi döneme ait harap konakları barındıran, dar ve kıvrımlı sokaklarıyla göz alıcı güzellikte bir dünya. Sonraları asillerin ve iş dünyasının temsilcileri birbirleriyle yarışa girmişler ve süslü, gösterişli ama uyumlu yapılar inşa etmişler. Çarlık, barok, klasik, modernist mimari palmiyelerle, servilerle, manolyalarla ve asmalarla eşsiz ve büyüleyici bir kokteyl içinde yan yana geliyor…

Ve Sohum –güvercinlerin, köpeklerin ve kedilerin şehri. Caddelerde ve avlularda yaşayan inanılmaz sayıda hayvan var. Şaşırtıcı olan, birbirlerine hiç dalaşmamaları.  Bir büyükannenin pencereden aşağı attığı parçalanmış yiyeceklerin bir anda kediler ve güvercinler tarafından kapılmasını ve sıska köpeklerin filozoflara yaraşır bir havayla bunları izlediğini görmek eğlenceli.

Gürcü-Abhaz savaşının üzerinden yirmi yıl geçti ama izleri hala her yerde görülüyor. Ülkenin tamamında, terk edilmiş müstakil evler ve yıkılmış apartmanlar görülüyor. Kimi yerlerde en üst katların yarısında oturanlar varken, geri kalan katlarda pencere çerçevelerinin yerinde büyük boşluklar  olabiliyor–asansör tesisatları genelde çalışmıyor. XIX. yüzyılın sonu XX. yüzyılın başına ait muhteşem sarayların harabelere dönüştüğünü görünce insan üzülmeden edemiyor.

Sohum Abhazya’nın diğer şehirlerinden –Gagra, Pitsunda, Novi Afon- hissedilir şekilde farklıdır. Son zamanlarda her taraf Soçi’nin sahil kesimine benzer bir hal alırken, Sohum kendine has, eşsiz atmosferini korumaya devam ediyor.

Güvenlik hakkında

Bu tüm tatilcilerin ilgilendiği en önemli konulardan biridir. Sorumluluk üstlenerek söylüyorum: Abhazya turistler için en güvenli yerlerdendir, yollardaki durumu saymazsam (bu noktada, güvenlik daha az). Yerel halk, turistlerin ülkenin tek gelir kaynağı olduğunun farkında olduğu için onlara kibar ve sıcak davranıyor.

Sohum’da akşamları tek başlarına huzurlu bir şekilde dolaşabilir, caddelerde “gürültü patırtı”,  küfürleşme kesinlikle yok. Burada da kimi zaman kapkaç vakaları olduğu doğru ama bu bakımdan artık dünyada hiçbir yer güvenli değil. Kamuya açık her yerde cana yakın fakat sözünü dinleten polislerle dolu.

Burada bir turistin yaşayabileceği tek “rahatsızlık”, çakırkeyif Abazaların (ki sık sık karşınıza çıkıyor) size bir kafede içki –bir kadeh şarap ya da bir bardak kanyak- ısmarlamak istemesidir. Teşekkür edin, gülümseyin, halklar arasındaki ebedi dostluğa ilişkin bir çift albenili laf edin, teklif edilen kadehi ister için ister içmeyin, orası size kalmış.

Yiğitler ve eşekler hakkında

Sınırı geçer geçmez, sürücümüz bana emniyet kemerini çıkarttırdı ve neşeli bir şekilde “bağımsız Abhazya’ya hoş geldiniz!” dedi. Trafik kurallarına ve yayalara karşı pek saygılı olduğu söylenemez. Ülkenin başkentinde, yaya geçidinde beklerken pek az şoförün yayalara yol vermek için durduğunu gördük. Sadece genç sürücülerin nazik bir şekilde kadınlara ve yaşlılara yol verdiğini görmek şaşırtıcıydı. Fakat güçten kuvvetten düşmüş yaşlı bir Abaza kadın işlek caddeden uzun süre geçemedi –sürücülerin bir teki bile geçmesine izin vermedi.

Yerel basında ödevlerini ihmal eden polislerin bu tür şeylere göz yumması üzerine çok şey yazılıyor ama pek bir etkisi olmuyor bunun. Yiğitlik adına kırmızı ışıkta durmadan geçmek çok yaygın bir durum. Sohum’un merkezinde onlarca polis sürücülerin yaya geçidine araba park etmesini ses çıkarmadan izliyor, yayaların geçmesini sağlamıyor, vs.

Abhazya’nın milli arabası “Mercedes”, bunların diğer tüm markalar içindeki oranı yüksek. Alman otomobil endüstrisinin bir diğer ürünü olanı Volkswagen ve BMW’ye nispeten daha az talep var ama –ikinci kalite- Japon, Kore araçları daha revaçta. Yollarda Sovyetler Birliği döneminden kalma Moskoviç 412, Volga 21 gibi eski araçlara da sıklıkla rastlanıyor.

Yaşam ve pazarlar üzerine

Dinlenmek isteyenler için konaklama imkanları çok çeşitlenmiştir. Asgari eşyaya sahip odaların büyük çoğunluğu müstakil evlerin içindedir ama ev sahipleri çok misafirperverdir. Günlük fiyatlar, Karadeniz kıyısında her yerde olduğu gibi, kişi başına 300 ruble civarındadır. Klima, buzdolabı gibi ekstra konforlar istiyorsanız, 600-1200 rubleyi gözden çıkarmalısınız. Bazen yemek de bu fiyata dâhildir. İlgi çekici otel-pansiyon seçenekleri vardır. Mesela biz, 1905 yılında Rus Kont Alferov tarafından Sohum’da deniz seviyesinden yüz metre yukarıda bir yere inşa edilmiş olan sanatoryum binasında kaldık. Muhteşem bir deniz ve şehir manzarasına bakan ferah odamız ve kahvaltı kişi başı 750 rubleye mal oldu bize.

Sohum pazarı- çok dilli alıcı ve satıcıların seslerinin işitildiği, envai çeşit baharatı ve lezzetiyle tipik bir güney pazarı. Burada lezzetli tütsülenmiş barbunyadan kapı menteşesine kadar her şey satılıyor. Abhazya’da yetişen ürünlerin fiyatları alıştığımız fiyatlardan farklı. Temmuz ayı sonunda şeftalinin kilosu 40-50 ruble, karpuzunki 13-15 ruble, eriğinki 40, armudunki 20-60 rubleydi. Öte yandan, otobüs bileti şehir içinde 5 ruble, plajdaki şezlongun fiyatı ise günlük 50-100 ruble.

Şu baskısı tükenmiş güzel kitapları pazarlarda bulmak mümkün. Çoğu XX. yüzyılın başında, SSCB döneminde basılmış çok sayıda kitap seçeneği var ve 50-100 ruble gibi gülünç fiyatlara satılıyorlar. Bu nedenle eğer kütüphanenizi kaliteli edebiyat kitaplarıyla doldurmak isterseniz Sohum’a gitmelisiniz.

Görülmeye değer yerler hakkında

Bu eski şehirde görülmesi gereken yerler var. Bugünkü şehrin olduğu yerde MÖ VI. yüzyılda Grekler Diaskuria şehrini ve sonrasında Romalılar Sebastopolis Kalesini kurmuşlar. Daha sonra VI. yüzyılda bu topraklar Bizanslıların egemenliğine girmiş ve Ortaçağ’da Gürcü krallığına dahil olmuş. XVI. Yüzyıldan itibaren Osmanlılara vergi ödeyen feodal Abhaz beyleri tarafından yönetilmiş ve Sohum-Kale adını almış. 1810’da ise Türk-Rus savaşı sırasında Rus birlikleri tarafından ele geçirilmiş.

Bununla birlikte, Sohumlular bütün bunlar hakkında pek düşünmüyorlar. Ne yazık ki daha dünyevi ve geçici kaygılar içindeler ve bu nedenle buranın tarihinin neye yarayacağını soruyorlar size. Örneğin bir gezi rehberinde bahsedilen Diaskuria kalıntılarını arıyorduk. Ancak bir sürü soruların ve anlaşılmaz muhakemelerin ardından, eski Grek şehrinin kalıntılarının, şehir merkezinin sahilinde bulunan, dalgaların aşındırdığı birkaç blok olduğu anlaşıldı.

Turistler Botanik Bahçesi’nin küçük sokaklarında gezinmeli, maymun bahçesindeki maymunları beslemeli, “Bagrat Kalesi”ni ve deniz fenerini aramalıdır. Nartaa restoranının verandasında oturabilir, haçapur (“kayık” anlamında geliyor) yiyebilir, balıkçılarla sohbet edebilir, sonrasında denizin derinliklerinden istavrit taşıyabilirsiniz. Ve merkezdeki sütunlu yerde gün boyu satranç ve tavla oynayan ihtiyarları izlemeyi unutmayın.

Abhazya’da başka bir sürü ilgi çekici şey var –eski Ortodoks kiliseleri. Ama bunları daha sonra bir başka yazıda anlatacağım.

Deniz hakkında

Gerçekte neden gittik Abhazya’ya? Tabii ki denize girmek için. Deniz orada mükemmeldir –zümrüt yeşili, derin, temiz, çakıllı plajlar. Her zaman yazdığım gibi, çünkü Abhazya’nın denizi denizdir

O halde burada tatil yapmalı mı? Yapmalı. En azından 1930'lardaki 1970’lerdeki Sovyet tatil yerlerinin atmosferine dalmak, o dönemde iyi olan şeyleri anımsamak için…