Hayranlık Uyandıran Abhazya

Cuma, 20 Aralık 2013 15:43

Toz, trafik ve kargaşa içindeki Olimpiyat Alanının güneyinde yaklaşık bir saat mesafede bir başka yer bulunuyor. Pırıl pırıl açık mavi renk denizi (Kardeniz!), yılın 300 günü güzel mavi göğü,  şaşırtıcı manzaraları, tarihi kalıntıları ve sıcacık insanlarıyla bir başka yer… Hayır, rüya görmüyorum. Bu topraklara Abhazya deniyor. Geçtiğimiz hafta sonu karımla birlikte oraya gittik. Abhazya’nın 20 yıl önce Gürcistan’a karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinde Rusya tarafından desteklendiğini, kimi yaraların hala göründüğünü ve Rusya dışında pek çok ülke tarafından uluslararası alanda hala tanınmadığını belirtmek gerekir.

Biz Destination Sotchi’nin düzenlediği rehberli bir tura katıldık. Adler’den Abhazya’ya gitmek için, eğer Rus vatandaşı değilseniz, iki ya da çok girişli Rusya vizenizin ve beş iş günü içinde internet üzerinden alabileceğiniz bir Abhazya vizenizin olması gerekiyor (biz Abhazya vizesi için Cuma günü başvurduk ve Pazartesi günü Abhazya’ya girişi iznini aldık). Sınıra kadar arabayla götürüldük ve sınırdan geçerken de bize eşlik edildi. Böylesi pratik de oldu çünkü çok az işaret levhası vardı. Abhazya’ya geçince rehberimiz Nadirle buluştuk ve yola devam ettik. Nadir oldukça bilgili, dostane, birkaç yılını İngilizce konuşulan ülkelerde geçirmiş ilginç bir Abazaydı. Çok iyi İngilizce konuşuyor, görülmesi ve yapılması gereken şeyleri, tanışılması gereken insanları biliyordu. Gezimizde öne çıkanlar:

Afon

Afon son derece ilgi çekici bir yer. Muazzam mağaraların ve büyük plajların yanı sıra muhteşem bir kale kalıntısı (Anakopya), Simon Zealotes’in yaşamının son yıllarını geçirdiği mağara, Sovyet tarzı güzel bir garın kalıntıları, Gürcistan-Abhazya savaşında (20 yıl önce) ölenlerin anısına bir anıt, keşişler tarafından inşa edilmiş kendi mini hidroelektrik santraline sahip, faal bir Ortodoks manastırı var. Hidroelektrik santral barajının oluşturduğu gölün çevresinde gezinirken, gölün üzerinde durur gibi görünen demiryolu istasyonunun kalıntılarını görebilirsiniz. Biraz daha ileriye yürürseniz, Simon Zealotes’in mağarasına giden yol karşınıza çıkacaktır. Bu yol size nehir boyunca çok hoş bir gezinti yaptıracak ve sizi içinde çok sayıda ikonun ve mumun bulunduğu, kutsal bir yer haline gelmiş olan mağaraya ulaştıracaktır.

Anakopya Kalesi hiçbir zaman ele geçirilememiş… Dik bir tepenin üzerinde çok yüksekte bulunur ve tepenin yakınındaki kuyudan gelen çok lezzetli bir suyu vardır. Kalede ayrıca 4. yüzyıldan kalma bir kilise de mevcuttur. Aşağısındaki bölgenin, Sovyetler Birliği döneminde kurutuluncaya kadar bataklık ve sinek yuvası olması da kalenin savunmasına katkıda bulunmuş. Yarı yolu arabayla yapmanız mümkün ama kalanında zigzag çizen yolu yürümek zorundasınız. Bu zahmete gerçekten değer. Yol üzerindeki manzaralar harika ve eğer yukarıda restore edilmiş olan kuleye tırmanırsanız manzara gerçekten muhteşem.    

Sohum

Abhazya’nın başkenti Sohum. Teoride Dışişleri Bakanlığı’na uğramanız ve 10$ (yaklaşık 350 Ruble) ödeyerek vizenizi almanız gerekiyor ama “Abhazya’ya giriş izni” belgesi size üç gün müddet tanıyor. Güzel bir şekilde restore edilmiş binalarıyla ilgi uyandıran bir sahili var.

Yemek yemek ve güneşten yararlanmak için kimileri deniz kıyısında kimileri denizde sütunlarla taşınan pek çok hoş yer var. Botanik Bahçesi’ni gezdik ve yerel mutfağı tattık. Sovyetler dönemindeki ihtişamını kaybetmiş olan Ritsa Oteli’nde kaldık, küçük süitimiz denize bakıyordu. Deniz kıyısında çok uzun bir gezi yolu var, akşamları insanlar bu yolda geziniyor ve kimileri kıyıda balık tutuyor. 

Misafirperverlik

Güney Kafkasyalıların misafirperverliği dillere destandır. Biz de Oçamçira şehrinde bir kutlamaya davet edildiğimiz için şanslıydık. Plajın hemen yanındaki bir restoranda, leziz yerel yemeklerle, şarap sürahileriyle, meşrubat ve Türk yapımı viski şişeleriyle dolu davetkâr bir masa kuruluydu. Rehberimiz tarafından çevrilen peş peşe konuşmaların ve kadeh kaldırmaların ardından (yine Nadir tarafından çevrilen) kısa bir konuşma yapacak kadar “kadeh kaldırmıştım”. Yemekten sonra çok hoş karşılandığımızı, ailemizi genişlettiğimizi hissettik gerçekten.

Gagra

Gagra’da Alex Beach Hotel’de kaldık. Otel deniz kıyısında bulunuyor (ve kendine ait bir havuzu da var). Abhazya’da gittiğimiz her yerde olduğu gibi, buranın sahilinde de kristal berraklığında bir su göze çarpıyordu ve sahil boyunca yürümek çok rahatlatıcıydı. Gagra sınıra güneye doğru sadece yarım saat mesafede bulunuyor, bu nedenle de Adler’den gelen biri için ulaşılması çok kolay. Kendine ait bir spa salonu ve havuzu olması nedeniyle otel, dinlendirici bir hafta sonu kaçamağı için ideal.    

 

 Bu metin, Amerikalı bir işadamının Soçi Magazine adlı internet sitesinde yayınlanan Abhazya gezisi gözlemlerinin birebir çevirisidir.  http://sochimagazine.com/amazing-abkhazia/