Turistik Yerler ve Tarihi Eserler

Cumartesi, 28 Eylül 2013 22:49
 

Abhazya yüzölçümü ile orantısız sayıda çok, gezilmesi, görülmesi gereken tabiat güzelliklerine ve tarihi yerlere sahiptir. Bunların içinden bir seçim yapmak gerçekten zordur ve bu şekilde yapılacak her liste de ister istemez eksik olmaya mahkumdur. Yine de Abhazya’ya gelen ancak vakti sınırlı olanların mutlaka görmesi gereken yerler ve tarihi eserler dendiğinde ilk akla gelenlerin aşağıdaki şekilde sıralanabileceğini düşünüyoruz. Tabi bu tür bir zaman kısıtlaması olmayanlar için, dağları, vadileri, ormanları, kent ve köyleriyle Abhazya’nın her köşesinde ilginç sürprizler barındırmaktadır.

 

Novi Afon Manastırı

1874 yılında Yunanistan’daki St. Panteleimon Eski Athos Manastırı’ndan bir grup rahip, Psyrtsha köyüne geldiler. Burada geldikleri yere nazireyle Novi Athos Simon Kanonitskim manastırının inşasına başladılar. 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sırasında yarım kalan manastır inşaatı, 1879 yılında tamamlanabildi. İlerleyen yıllarda manastıra gelir getirmesi için zeytinlik ve şaraphane de kuruldu. Günümüzde daha çok Novi Afon manastırı olarak bilinen bu görkemli yapıt, her yıl yüz binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Sadece Abhazya’daki değil dünyadaki en görkemli manastır yapılarından biri olarak gösterilen bu eser, Abhazya’ya gelen herkesin mutlaka görmesi gereken bir yerdir.

 

Pitsunda Kilisesi

Abhazya’nın uluslararası üne sahip dini yapılarından biri de hiç şüphesiz Pitsunda Kilisesi olarak da bilinen Havari St. Andrew Katedrali’dir.

Bu kilise 10. yüzyıl sonlarıyla 11. yüzyıl başlarında inşa edilmiştir. Kubbesiyle birlikte 29 metre yüksekliğinde ve 37 metre boyu, 25 metre eni, 1.5 metrelik duvar kalınlığı olan göz alıcı bir yapıdır. Dünyanın en büyük kilise orglarından birine ve mükemmel bir akustiğe sahip bu yapı, günümüzde klasik müzik konserlerine de ev sahipliği yapmaktadır.           

 

Sohum Botanik Parkı

19 yüzyıl başlarında Sohum’daki Rus Garnizonu’ndaki doktorlardan Bağrinovsky evinin yanında, özellikle askerlerin sıtma tedavisinde gereken ilaçların yapımında kullanacağı bitkileri yetiştirebilmek amacıyla bir bahçe kurdu. Ünlü Rus komutanlarından General Nikolay Rayevsky bu bahçeyi gördü ve çok beğendi. O zamanki Rus başkenti St. Petersburg’da ve Kırım’da kurulmuş olan (Nikitsky) botanik parklarıyla irtibata geçip, ellerindeki bitki çeşitlerini, Sohum’daki bu bahçeyle paylaşmalarını sağladı. General Rayevsky aynı şekilde şehir bütçesinden buraya düzenli kaynak aktarılmasını da sağladı ve bahçeyi Karadeniz kalelerine şifalı bitki yetiştirmekle görevli “askeri botanik bahçe” statüsüne geçirdi. Bu yeni botanik bahçenin başına da Bağrinovsky atandı.

Ne var ki 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı Abhazya’da çok şiddetli yaşandı ve şehirle beraber bu bahçe de tahrip oldu. Savaştan sonra bir bitki aşığı olan P. Tatarinov bahçeyi yeniden canlandırdı ve 1894 yılında resmi olarak Sohum Botanik Parkı adını alan bu yerin ilk müdürü oldu.

1992 yılına gelindiğinde yeryüzünün dört bir köşesinden gelen 5000’i aşan bitki çeşidiyle, Sohum Botanik Parkı dünyanın sayılı botanik bahçeleri arasına girmişti. Fakat bu kez de Gürcü işgali ve ardından patlayan savaş nedeniyle parktaki çeşitlilik ciddi darbe yedi. 800 kadar tür ve çeşit çeşit bitki tahrip oldu. Savaşın ardından şu anki park idaresi bu kayıpları yerine koymaya çalışıyor. Gerek en güzel şekilde sunulan yerel flora çeşitleri, gerekse de özellikle Güney Doğu Asya, Güney ve Kuzey Amerika, Akdeniz ve Avustralya’dan gelen türlü bitki çeşitleri ile Sohum Botanik Parkı, Abhazya’yı ziyaret edenlerin en çok rağbet ettiği yerlerden biri olma özelliğini korumaktadır. Parktaki en ünlü bitki ise hiç şüphesiz, daha park kurulmadan önce de orada olan, 300 yaşındaki Kafkas ıhlamur ağacıdır.

 

Anakopya Kalesi

Novi Afon’un ilerisinde, Apsara Dağı’nın zirvesinde yükselen Anakopya Kalesi milattan sonra 2-4. yüzyıllar arasında inşa edilmiştir.  60 santim kalınlığında blok taşlarla inşa edilen kale, çağının en müstahkem yapılarından biri olarak anılır. Nitekim Anakopya’yı başkent yapan 8. yüzyıldaki Abhaz Kralı İ. Leon, bu kalenin gücü sayesinde sayıca kendi ordusundan defalarca kez üstün ordulara sahip ünlü Arap komutan Mervan’ın kuzeye yürüyüşünü durdurmuş ve ardından onu güneye püskürtmüştür.

Anakopya Kalesi 2008 yılında ciddi bir restorasyondan geçirilerek, gözetleme kulesi bir seyir yeri olarak yeniden ayağa kaldırıldı. Ayrıca kaleye çıkan yollar yenilenerek, tehlikelerden arındırıldı. Günümüzde Abhazya’nın en panoramik manzaralarından biri bu gözetleme kulesinden izlenebilir.        

 

Ritsa Golü ve Milli Parkı

Ritsa Golü (yüzey rakımı 950 metredir) ve onu çevreleyen Ritsa Milli Parkı, Abhazya Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan en ünlü turistik yerlerden biridir. Her yıl başta Rusya ve BDT ülkelerinden olmak üzere on binlerce turist bu doğa harikası yeri ziyaret eder.

Kafkas Dağları'nın çevrelediği golün suyu oldukça soğuk ve berraktır. Golün çevresinde bulunan ve yükseklikleri 2.200 metre ile 3.500 metre arasında değişen dağlarda Doğu Karadeniz köknarının birçok turu bulunur. Gol altı farklı nehirden beslenir ve bir nehir yardımıyla da sularını denize ulaştırır.

Golü ve çevresindeki doğal yaşamı korumak amacıyla 1930 yılında önlemler alınmış, 1936 yılında Karadeniz kıyılarından gole ulaşımın sağlanması için yol yapılmıştır. Sovyetler Birliği döneminde oldukça rağbet gören bir turizm merkezi olmasına karşın bugün golün çevresindeki tüm oteller kapalıdır. Ritsa Golü Abhazya'nın en derin gollerinden birisidir. Önemli ölçüde alabalık çıkarılır ve bu alabalıklar gol kenarında en taze şekilde turistlerce beğenilerek tüketilir.

Golün yakınlarında bugün Abhazya Cumhuriyeti Hükümeti'ne ait olan, Sovyetler Birliği liderlerinden Josef Stalin'in tatillerini geçirdiği yazlık evi de vardır.

 

Afon Mağarası

Dünyanın en geniş ve derin mağaralarından biri olan (üç milyon metre küp iç hacmi vardır) Novy Afon Mağarası Abhazya’nın en ilgi çeken köşelerinden biridir. Aslında değişik büyüklüklerdeki karstik mağaraların birbirine eklemlendiği bir oluşumdur. Novi Afon’lu bir sanatçı olan Givi Smyr tarafından keşfedilmiştir. Bu olağanüstü doğa harikası 1975’den bu yana turizme açıktır. İçinde yapılan gezi parkuru yaklaşık 2 kilometre uzunluğundadır ve birbirinden muhteşem sarkıt ve dikitlerin olduğu 6 adet dev salonu vardır. İçindeki ısı yaz kış 11 derecede sabittir. Bir diğer ilginç özelliği ise mağara gezisine başlamak için dağın içine giren bir yeraltı treniyle yolculuk edilmesidir.

 

Gagra Sahil Parkı

Gagra Sahil Parkı, Güneydoğu Asya, Yeni Zelanda, Amerika ve Avustralya’dan getirilmiş egzotik bitkilerle donatılmış, 14 hektar alana yayılan ve 6 km denize kıyısı olan olağanüstü güzel bir mesire yeridir. 1901 yılında Gagra bir turizm merkezi olarak yapılandırılırken park tasarımcısı E. Schervinsky ve ünlü bahçıvan K. Brener tarafından kurulmuştur. Parkın içine çeşme ve heykellerin yanı sıra, üzerinde siyah kuğu ve pembe pelikanların süzüldüğü göletler inşa edilmiştir. Parkın diğer popüler sakinleri de dev kaplumbağalardır. Yeşilliklerin arasında sergi pavyonları, kamelyalar ve bir de bando konserleri için sahne yapılması da ihmal edilmemiştir.

Parkta çınar ağaçlarının yanı sıra, mercan ağacı, manolya, zakkum, sekoya, okaliptüs, tüylü Japon Akçaağacı gibi egzotik türler ve diğerleri de dahil olmak üzere toplam 400 tur ve bitki çeşidi vardır.

 

“Bakirenin Gözyaşları” Şelalesi

Ritsa Golü’ne giden yolun üzerinde, ulaşılması biraz zor olan bir mevkide sular, kalkerli kayaların üzerinden aşarak dökülürler. Bu pırıl, pırıl temiz dereciklere “Bakirenin Gözyaşları Şelalesi” denir. Bir diğer adı da Apkyzra’dır. Oradan geçen turistlerin, dileklerinin kabul olması için şelalenin yakınındaki ağaçlara, bitkilere bağladıkları binlerce değişik renkte kurdele ve bez parçası görenleri şaşırtır. Ritsa Golü’ne gidenler genelde burada mola verip şelalenin önünde hatıra fotoğrafları çektirirler.

 

Muk (Mokva) Kilisesi

Muk Kilisesi 10. yüzyılda Abhaz Kralı 3. Leon (955-967) tarafından inşa ettirilmiştir. Oçamçira ili sınırları içindedir. Abhaz ve Rum ustalar tarafından yapılmıştır. Abhazya’da başka kiliselerde görülmeyen kendine özgü değişik bir mimarisi vardır. İçinde ve dışında göz alıcı süslemeler bulunur. Sütunları ve zemini mermerdendir. Duvarları resimlerle kaplıdır. Abhazya’nın son prensi Michael Çaçba ve oğlu şair George Çaçba burada gömülüdür. Bu kilise 2002’de bakımdan geçip tekrar ibadete açılmıştır.

 
Bu kategoriden diğerleri: « Turizm Haritası Oteller »